BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 5

Anadolu'nun bağrından çıkmış, okuma alışkanlığı olan ve Türkiye'nin geleceğine dair sözü olan hemen hemen herkesin yolu bir şekilde Necip Fazıl'a düşmüştür. Şiirden tiyatroya, hatıradan senaryoya, denemelerden biyoğrafiye kadar bir çok türde eser veren Necip Fazıl'ın aslında en önemli eseri yıkılmış, bunalmış, psikolojik travmalar yaşayan Anadolu gençliğine özgüven ve heyecan vermesidir.  Sezai Karakoç'un deyimiyle "diriliş" Anadolu gençlerinin içinde Necip Fazıl'la başlamıştır. O bu toprakların boynu bükülmüş asıl sahiplerinin diri ve gür sesi olmuştur yaşadığı dönemde. Susmamış ve susturulmamış  bir adamdır. Kendi deyimiyle "dava" adamıdır. Büyük Doğu dergisi, dergi olmaktan öte bir ocak, bir mektep, bir bolca filizlenen fidanlık olmuştur. Necip Fazıl yazarlığının dışında fikir ve hareketleriyle "yaban" bırakılmış, yetiştirilmemiş gençlerin öğertmeni, önderi olmuştur.

Okumaya devam et “BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 5”

Share Button
Kitapların içinden çıkan bir kahraman değildim ben, kitapların içine giren bir ayrıntıydım...

BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 4

Sadece, yazları sahafçı dükkanına gitmezdim. Okulum yarım gündü, diğer yarım günümü dükkanda geçirirdim. Cumartesi ve pazarlarıda giderdim. Dükkandaki kitap kokusu, raflardaki yığınla kitaplar, her an gelen müşteriden yeni kitapların çıkabilme ihtimali çekerdi beni. tabi semaveri yakıp üzerinde demlenen bir dolu demlikte çekerdi. Arkadaşlarla buluşma yerimizdi. Amcamın sahafçı dükkanı aynı zamanda. Telefonun olmadığı veya yeteri kadar kullanma imkanıımızın olmadığı zamanlarda buluşma adresimizdi. Çayın kokusunu alan arkadaşlar tek tek damlardı. Kış günü ise elektirikli soba yakılıpr etrafına toplanılırdı.

Okumaya devam et “BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 4”

Share Button

BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 3

Zamanın kıymetini bilen bir adamdı amcam. Hızlı yürür, seri hareket ederdi. Akşamları sahafçı dükkanın afişlerini okulun önlerine yapıştırırdık. Ben Poşeti taşırdım, afiş ve tutkalı. O zamanlar duvalara ve direklere herhangi bir şey yapıştırmanın sorun olduğu zamanlardı. Hızlıca yapıştırır ve yolumuza devam ederdik. Bu işi genelde okullar açılmadan önceki haftalarda yapardık.

Bana en ilginç gelen şey ise yeni gelen kitapları karıştırmaktı. İçinden aklınıza gelmeyen şeyler çıkardı. Siyah beyaz fotoğraflar, envai çeşit mektuplar, karalamalar, yemek tarifleri. faturalar, eski paralar, insanların hafızalarında kaybolan anıların belgeleriydi bunlar. Ben toplamak isterdim bunları, başka insanların yaşamları ilgimi çekerdi. Amcam kitabın içinden çıktığı an bakmadan yırtardı. Şimdi bunu daha iyi anlıyorum. Başka insanların yaşamlarını, mahremlerini kendi mahremi olarak görür, saygı gösterirdi.

Okumaya devam et “BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 3”

Share Button
Kitapların içinden çıkan bir kahraman değildim ben, kitapların içine giren bir ayrıntıydım...

BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 2

Ellerinde poşetlerle girerdi insanlar sahafçı dükkanına, biraz tedirgin bakışlar taşırlardı ve kitaplarını satmanın hüznünü. Kendi kitaplarını satmak ağır gelirdi insanlara, poşetten kitapları çıkarırken elleri titrer ve masaya bıraktığı kitaplarında bakışları kalırdı. Babalarının veya başlalarının kitaplarını satanlar daha rahattı çünkü onların masaya bıraktıkları kitaplarla bir bağları olmazdı. Ben bu bağı küçük yaşımda hissederdim. Elleri titreyerek kitapları koyan insanların hüznünü hissederdim. Bir taraftan dükkana yeni kitapların gelmesi sevindirirdi beni diğer taraftan kitaplarını satanların bakışları üzerdi. Tabi hangi durum, hangi yokluk onlara kitaplarını sattırıyordu bilmiyordum. Bu bağı amcamda hissederdi. Kendi kitaplarını satan bir insanın kitaplarını fiyatlandırmak zor bir durumdu. Amcamın fiyat söylerken sesi titrerdi, bilirdi ki o kitaplarla o insanın bağı var ve o bağı fiyatlandırmak mümkün değildir. Fakat hayat bir şekilde kendi yatağında aktığı için bir şey söylenmeliydi. Ben işi öğrendikten sonra daha çok bu işi bana bıraktı amcam. Ben amcama göre daha vicdansızdım veya küçük olduğum için çok anlamadığım için kaldırabileceğim bir durumdu sanırım. Amcamın en sevmediği şey dükkana gelen kitapları fiyatlandırmaktı. Her zaman geniş alnı kırışır, zorlanırdı. Eğer başkasının kitaplarını satıyorsa karşımızdaki, biraz daha işimiz kolaylardı. Kitaptan anlamayan birine fiyat söylemek rahattı. Çoğunlukla söylediğimiz rakamlar memnun edici olmazdı. Hep keşke olsa da fazlasını ödeyebilsek, demişimdir. 

Okumaya devam et “BİR SAHAFÇININ GÜNLÜĞÜ 2”

Share Button
Kitapların içinden çıkan bir kahraman değildim ben, kitapların içine giren bir ayrıntıydım...

BİR SAHAFÇI’NIN GÜNLÜĞÜ 1

Doğa topraktan yeniden fışkırmıştı köyümde. Ekinler sürgün vermişti. Ağaçların boyunları bükülmüştü meyvelerinden. Köyümün içinden geçen akarsu nazlı ve coşkun akardı. Yazları iple çekerdim. Yan yana yapıştırılmış evlerin olduğu, dar sokakların olduğu mahallemin dışında bambaşka dünyaya, bambaşka yaşamlara açılırdı köyüm. Hiçbir betona rastlamadan özgürce koşardım. Kerpiştendi dedemin evi, her sabah uyandığımda mertekleri sayardım ve sabahları yayılmaya giden, ahırdan çıkan hayvanları…

Hayatımda kalıcı birkaç izden biriydi köyde geçirdiğim zamanlarım. Bir yaz günüydü köyde. Babam işleri nedeniyle bizi köye bırakır giderdi ve ara sıra haftasonları gelirdi. Zihnimi yokladığımda 4. sınıfı okuyacaktım o yazdan sonra. O yaz günlerinden birinde, bir sabah uyandığımda babam gelmişti, namaz kılıyordu. Selam verdikten sonra döndü ve bana "Amcan kitapçı dükkanı açtı" dedi. Bu cümle hayatımda neleri değiştirecekti o an anlamadım. Nedensiz sevindim. Belkide Amcamın bir iş yapıyor olmasıydı sevinmemin nedeni bilmiyorum.

Okumaya devam et “BİR SAHAFÇI’NIN GÜNLÜĞÜ 1”

Share Button
Kitapların içinden çıkan bir kahraman değildim ben, kitapların içine giren bir ayrıntıydım...